BelediyeDeniz.Com
  • Anasayfa
  • RSS
  • İletişim
  • Site Haritası

İslahiye Demek Biber, Üzüm ve Yesemek Demek

01 Ekim 2018

BelediyeDeniz ekibi bu hafta acının peşine düştü ve Gaziantep'in İslahiye ilçesini sizler için gezdi. İslahiye ve komşusu Nurdağı acı biber üretiminde Türkiye pazarının yüzde 65'ini elinde tutuyor. Yani bu topraklar Türkiye'nin biber ambarı. Sizi baştan uyaralım, eğer acı yemiyorsanız burada aç kalabilirsiniz. Çünkü her yemek acılı ve yemeklerin salçası da genellikle kendi üretimlerini yaptıkları acı biber salçası.

İslahiye, Gaziantep şehir merkezine 88 km uzaklıkta. İlçeye, şehir merkezinden kalkan minübüslerle ulaşılabilirsiniz. Ayrıca çevre il ve ilçelerden ilçeye direkt ulaşım sağlanıyor. İslahiye haritalarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde geçiyor ama burası iklimi ve yaşamıyla tam bir Akdeniz. Bu da tarımsal üretimine doğrudan yansıyor. İslahiye'de sofralık üzüm yetiştiriciliği yapılıyor ve muz hariç her meyve sebzeyi yetiştiriliyor. Başta da belirttiğimiz gibi burası biber üretim merkezi. Her sene biber ve üzüm hasadı döneminde ilçede Üzüm ve Biber Festivali düzenleniyor. Yani bu iki tarım ürünü ilçenin en önemli ekonomik gelir kaynağı ve kentin sembolü.

Geçmişten Bugüne İslahiye

İslahiye, Suriye ve Anadolu geçiş güzergahı üzerinde yer alıyor. Bu yüzden de tarih boyunca hem iklimi hem de konumu birçok medeniyetin burada yaşamasına sebep olmuş. Yapılan kazılarda Sakçagözü ve Zincirli'de bulunan eserlerle de buranın Hititlere ait merkezi şehirlerden biri olduğu kesinleşmiş. Hititlerle başlayan hikaye Roma İmparatorluğunun uç şehri olarak devam etmiş.

Roma İmparatorluğu döneminde, İslahiye geçidini elinde tutmak için, Romalıların bu bölgede birçok şehir kurdukları görülüyor. İslam orduları Hatay'ı ele geçirdikten sonra İslahiye'nin uzunca bir süre Bizans ve İslam orduları arasında sınır olduğu da tarihe geçmiş. İslahiye'nin sınır pozisyonu almasıyla şehirde birçok kale kurulmuş. 750 yılından itibaren, bölgede Abbasilerin egemenliği görülmeye başlanmış. Avasim adıyla bilinen sınır bölgesi oluşturulmuş ve Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine çıktığı zaman, Mısırlılarla ilk teması, İslahiye yakınlarındaki Güvercin Geçidi ve Şahmaran denilen bölgede sağlamış. Mercidabık Savaşı'ndan sonra ise, İslahiye, Osmanlı toprakları içine katılmış.

Birinci Dünya Savaşı sonunda İslahiye, Fransızlar tarafından işgal edilmiş. Ancak İslahiyeliler bu işgale karşı mücadele etmiş. Ağır yenilgi alan Fransızlar, 13 Kasım 1920'de bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlar.

Bugün hala Suriye'ye komşu olan İslahiye, Afrin Operasyonunda önemli bir rol oynadı. Afrin'e 50 kilometre uzaklıkta olan İslahiye, operasyonun yönetildiği merkez konumundaydı.

İslahiye'nin İsmi Nereden Geliyor?

İslahiye pek çok farklı medeniyete ev sahibi olmuş olsa da bugünkü adını Osmanlı'dan alıyor. Osmanlı'nın sınırları içerisindeyken bölgedeki iki aile huzursuzluk çıkartmış ve Osmanlı idaresi de bölgedeki karmaşayı çözmesi için Fıkra-i İslahiye ordusunu buraya göndermiş. Ordu şehirdeki düzeni sağlayıp, karmaşayı çözmekle kalmamış şehre ismini vermiş. O günden sonra Fıkra-i İslahiye ordusunun bastırdığı isyanların anısına mıdır bilinmez, şehrin adı İslahiye olmuş.

İslahiye'de Neresi Gezilir?

İlçe tarih boyunca bulunduğu iklim koşuları ve konumuyla önem kazanmış. Bugün İslahiye'de gezebileceğiniz birçok tarihi turistik nokta var. Hem yayla turizmi hem de tarihiyle gezmeye doyamayacaksınız.

Yesemek Açık Hava Müzesi

Bu müze ilçe merkezine 23 km uzaklıkta bulunan bir yamaç üzerinde inşa edilmiş. Burası Karatepe sırtı olarak da biliniyor. Hitit dönemine ait bir antik kent. Yesemek ilk defa 1890 yılında Zincirli'de (Sam'al) kazı yapan Felix Von Lusvhan tarafından bulunmuş. Yesemek'de ilk kazı çalışması 1958-1961 yılları arasında yapılmış. Burada yapılan kazılardan 300'e yakın heykel gün yüzüne çıkıyor ve daha sonraki kazılarda ise 200'e yakın daha eser bulunuyor. Bu kadar taşınamaz eserin üzerine bölge açık hava müzesi ilan ediliyor. Açık Hava Müzesi'nde taslakların büyük çoğunluğunu, yaklaşık yüze yakın örnekle; kapı aslanları oluşturmakta. Aslan heykelleri özellikle sur kapılarına, karşılıklı ikişer tane konuluyordu. Kükreyen - hırlayan bu aslan betimlerinin, kenti koruyucu ve düşmanlarını korkutucu güçleri olduğuna inanılıyordu. Bu heykellerin, kentlerin hakimi olanlar -kral, prens vb- tarafından, güç sembolü gibi kullanıldığı da düşünülüyor.

Büyük bir organizasyonla işletildiği anlaşılan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi taşların ocaktan kesilmesi, yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadarki evrelerin teker teker örnekleriyle görülebileceği dünyada başka bir benzeri olmayan bir heykel okulu niteliğindedir. O dönemde bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltıraş sayısına, günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen ulaşmak mümkün olmamıştır. Bu da o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdikleri önemin büyüklüğünü göstermekte. Açık hava müzesini her gün ziyaret edebilirsiniz.

Zincirli(Samal) Ören Yeri

İlçe merkezine 10 km uzaklıkta bulunan bu kentte birçok kalıntıya rastlanmış. Burada Eski ismi Samal olan bir krallık kenti ve kale bulunmuş. Amanos Dağları'ndan doğu -batı yönünde geçit veren Beyhan Geçidi'ndeki ovada yer alıyor. Zincirli Ören yerindeki kalıntılar eski adı Samal olan bir krallık kentini ve kalesini kapsıyor. Kentin, ilk kez, MÖ.1300 yıllarında surlarla çevrildiği anlaşılmıştır. Kent alanının merkezinde bulunan yükselti üzerinde; iki yeni saray daha yapılmış ve kentin çevresinde yer alan çember biçimindeki sur; MÖ.7'nci yüzyılda ikinci bir duvarla takviye edilmiştir.

Kazı çalışmalarında, birçok heykelin yanı sıra, özellikle, kabartmalarla süslü, çok sayıda stel ve ortostat göze çarpmaktadır. Bu eserler, M.9-7'nci yüzyıllar arasındaki Geç Hitit sanatının en güzel örneklerini oluşturmaktadır. Bu kabartmalarda: saray ve din çevreleri üzerine, zengin bilgiler veren çeşitli sahneler canlandırılmıştır. Masa başında oturan bir kadın, tahtında oturan kral Barrakab ile bir yazıcı, bir savaş arabasına binmiş savaşçılar, elinde mızrakla bir kalkan tutan Savaş Tanrısı, savaşçıların ve çalgıcıların yer aldığı bir geçit töreni, bir ziyafet sahnesi, bir atlı, bir boğa, düşsel hayvanlar, karma yaratıklar kabartmalarda yer alan ögeler arasındadır.

Tilmen Höyük

Höyük ilçe merkezine 5 km uzaklığında bulunuyor. Bunun dışında ilçede yaklaşık 50 tane daha höyük var. Bunların içindeki en büyüğü ise Tilme Höyüğü. Tilmen höyüğün yüksekliği 21 metreyi buluyor ve içerisinde birçok tarihi yapıyı bulunduruyor.

Huzur Yaylası

İslahiye yayla turizmi konusunda zengin bir yer. En çok tercih edilen ve turist alanları Huzurlu ve Karagöz yaylalar. Yazın kavurucu sıcağından ve şehrin gürültüsünden kaçmak istiyorsanız, bu iki yayla doğru adres diyebiliriz. Ayrıca bahar aylarında festivaller de düzenleniyor, hem eğlenip hem dinlenebileceğiniz harika bir tatil önerisi olarak notlarınıza ekleyebilirsiniz.

Yeşilin her tonunun görülebileceği ve gökyüzünün mavisiyle buluştuğu Huzur Yaylası, Bakanlar Kurulu kararıyla Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Burada dikkat çekici olan; bakanlık tarafından yayla turizm merkezi ilan edilen 26 yayla arasında Karadeniz Bölgesinde yer almayan üç yayladan biri olmasıdır. Zengin bir bitki örtüsüne sahip Huzurlu Yaylası iklim ve tabiatıyla dikkat çekerek çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Gaziantep Üniversitesi Biyoloji Bölümünün yapmış olduğu çalışmalar neticesinde86 familya ve 332 cinse ait toplam 714 bitkinin tespiti yapılmıştır. Bu bitkilerde 29' u nadir rastlanan türlerden olmak üzere toplam 119 çeşittir.

Cıncıklı Ören Yeri

İlçeye bağlı Hatay yolu üzerinde 10 km mesafedeki Boğaziçi Mahallesi'de bulunan Cıncıklı Örenyeri ana yoldan 500 m. kadar içeride Amanos Dağları'nın eteklerinde yer almaktadır. Buraya yüzeyde çok miktarda mozaik taşı görüldüğünden yöre halkı tarafından "Cıncıklı" adı verilmiştir. Cıncıklı ören yerinin çevresinde bazalt taşlardan yapılmış bir çok yapı kalıntısı mevcut olmasına rağmen bunların ne tür yapılar olduğu tam olarak anlaşılamamıştır.

Bu yapıların içerisinde boyut olarak en büyüğü bir kilisedir. İki yanında Diakonikon ve Martyrion bölümleri yer almaktadır. Tüm bu alanlardaki döşeme mozaikli olup, salon kısmındaki tabana zürafa, fil, ayı, kaplan gibi bölgeye yabancı hayvanlar ile kuş ve bitki motifleri serpiştirilmiştir. Apsisin içinde, geometrik şekiller arasına yerleştirilmiş dinsel anlamlar taşıyan hayvan figürleri yer almaktadır. Diakonikon ve Martyrion ile muhtelif yerlerde, panolar içinde Grekçe ve Süryanice yazıtlar görülmekte, bunlar bazen tek dilli bazen çift dilli olarak izlenmektedir. Özellikle Süryanice yazıtlar Gaziantep yöresinde ünik örnekler olması açısından çok önem taşımaktadırlar.


Cıncıklı kilisesi mozaiklerindeki figürler, bölgede tanınmayan bir sanat biçeminin eseridir. Olasılıkla, daha güneydeki sanat akımlarından kopya edilmiş olsa gerekir. Çünkü kilisenin bulunduğu coğrafyaya uygun olmayan fil gibi hayvanlar ile bunların işleniş tarzı, bu yöreye yabancı sanat özellikleri içermektedir. Gerek panolar içindeki ve gerekse serbest yazıtlar, kiliseye varlıklı ruhban sınıfından kimselerin zaman zaman adak ya da hayır için bağışta bulunduklarına işaret eden ithaf yazıtlardır. Yazıtlı mozaikler, ilk paleografik saptamalara göre en erken M.S. 7- 8. yüzyıllara tarihlenmektedir.

Günümüzde koruma amaçlı üzeri toprakla kapalı olarak tutulan Cıncıklı ören yerinde, önümüzdeki yıllarda yapılacak olan kazı çalışmaları ve çevre düzenlemesi ile bölge turizmi açısından önemli ziyaret yerlerinden birisi haline gelecektir.

 

Yeniliklerden haberdar olabilmek için mail adresinizi giriniz.