BelediyeDeniz.Com
  • Anasayfa
  • RSS
  • İletişim
  • Site Haritası

“Burada Kesintisiz 2500 Yıldır Kent Yaşamı Var”

11 Haziran 2018

İzmir'in merkez ilçesi olan Konak, 2 bin 500 yıldır aralıksız olarak şehir hayatını sürdürüyor. Bunu nereden mi biliyoruz? Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'tan.

Pekdaş, Konak'ın ilk kadın belediye başkanı ve bir avukat. Hukuk kökenli bir belediye başkanı ile güzel İzmir'in kalbi konumundaki Konak ilçesini konuştuk.
Şimdi sözü Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'a bırakalım...

Konak nasıl bir yerdir?

İzmir'in kalbinin attığı yer burası. İzmir'in kalbi ve beynidir. Konak kent yaşamının kesintisiz olarak 2 bin 500 yıldır sürdüğü bir bölgedir. İzmir'in tarihi 8 bin 500 yıl öncesine uzanıyor. İzmir tarihte 3 sefer kurulmuş. İlk kurulduğu yer 8 bin 500 yıl önce Bornova'da, Yeşilova Höyüğünün olduğu bölgedir. İkinci kurulduğu yer Bayraklı'da, Tepekule Höyüğü'nün olduğu bölgede ve Amazonlar tarafından kurulduğu biliniyor. Üçüncü kurulduğu yer ise; Kadifekale Dağı ve Pagos Dağı'nın eteklerinde Kadifekale'den Basmahane 'ye doğru inen Konak'ı içine alan bölgedir. O tarihten bu güne de kesintisiz 2 bin 500 yıldır kent yaşamı devam ediyor.

Peki, İzmir'in bu üç kuruluşunun hikâyelerini biliyor musunuz?

Üçüncü kuruluşun öyküsünü anlatalım, daha güzel olur. İskender, Doğuya sefere gidiyor. Pagos Dağı'nda bir ağacın altında uyuyakalıyor. Uykusunda yarı tanrıça olan Nemesis'i görüyor. Gördüğü rüyayı Klaros şehrinin Pagan rahiplerine yorumlatıyor. Rahipler diyor ki, 'Rüyandaki Nemesislerin sana söylediği şey senin burada bir şehir kurman. Burada kurduğun şehirde yaşayan insanlar diğer şehirlerde yaşayan insanlardan 4 kat daha mutlu 4 kat daha zengin olacaklar. Çünkü Nemesislerden birisinin elinde atın yuları, birisinin elinde cetvel var. Bunlar da senin kuracağın şehirde yaşayan insanların, değerlendirme yapmayı, ölçüp biçmeyi bilen gerektiğinde de yularla durmayı ve frenlemeyi bilen insanlar olacak.'
Bunun üzerine İskender geliyor ve burada bir şehir kuruyor. O günden bugüne gerçekten insanlarımız şehrimizde mutlu ve gönlü zengin insanlar olarak yaşamaya devam ediyor.

Kentin kuruluş hikayesi böyle. Gelelim günümüze. Konak'ın nüfusu ve demografik yapısı nasıldır?

MERNİS kayıtlarına göre 380 bin nüfusumuz var. Ama bu kayıtlar sadece ikametgahları kapsıyor. Şehre baktığımız zamansa yapı stoğumuzun yarısından fazlası iş yeri olarak kullanılıyor. Gece ve gündüz nüfusumuz 1 milyon 300 binin altına düşmüyor. Kemeraltı, Yenişehir İş Merkezi, Alsancak, Mimar Kemalettin, Pasaport Bölgesi iş merkezlerimizle dolu... Ayrıca birinci sanayi bölgesi de bizim ilçemiz sınırları içerisinde kalıyor. Kayıtlı yaklaşık 110 bin civarında esnafımız var. 30 bine yakın da ticaret odasına kayıtlı insanımız var. Dolayısıyla ticaretin yoğun olduğu esnafın bol olduğu bir bölgeyiz.

Demografik olarak bakıldığı zaman 70 bin Roman nüfusumuzla Avrupa'nın en çok yerleşik Roman nüfusuna sahip yerlerinden biriyiz. Suriye'den gelen göçmenlerimiz var.

İlçemiz Türkiye'ye yeni gelmiş özellikle de İzmir'e yeni gelmiş kişilerin konakladığı bir yerdir. Kanada'dan, İsveç'ten, İran'dan, Fas'tan, Suriye'den, Hollanda'dan dünyanın her yerinden insanımız var. Bölgemizin geçmişine baktığımız zaman da zaten burası bir liman şehri, çok farklı medeniyetlerden, farklı kültürlerden, farklı ülkelerden insanların beraber yaşadığı bir tarihi var. Hala bu şekildeyiz.

Bu kadar farklı kültürler bir arada yaşamış ve yaşamaya da devam ediyor. Bu birlikteliğin günümüze kalan eserleri var mı?

Tabii ki de var. Hala daha beraber ve iç içe yaşadığımız için kalan en güzel eserimiz toplumsal olaylarımız oluyor. Mesela tüm farklı kültürler, dinsel özel günleri beraber kutlarız. Hanukalar, kandiller, yortular, paskalyalar hep beraber kutlanır.

Kudüs'te bile İzmir'de olduğu kadar Sinagog olmadığı iddia ediliyor. Kemeraltı'nın Havra Sokağı bölgesinde İkiçeşmelik'e yakın bölgede sırt sırta yan yana 8-10 Havra var. Bunların bir kısmının restorasyonu yapıldı, bir kısmının restorasyonu yapılıyor.

İlçemizde 3 binin üzerinde tescilli yapımız var. Şehrimizin içerisinde kazı çalışmalarına başlanacak olan antik şehrimiz var. Bunların dışında restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz yapılarımızı semt merkezlerine çeviriyoruz ve aktif olarak kullanıyoruz.

Madem restorasyonlarla başladık, başkanlığınız süresince neler yaptığınızla devam edelim...

Ben göreve geldiğimi zaman 22 merkezimiz vardı. Bunlar semt merkezi, spor merkezi ve kültür merkezi olarak çalışıyorlardı. Biz bu sayıyı 46'a çıkarttık. Çocuklarımız için bir sanat merkezi açtık, şimdi gençler için bir merkez açmak üzereyiz. Parklarımızın içerisinde büfe olması planıyla kurulmuş yapıların tamamını kütüphaneye çevirdik.

İkiz evler dediğimiz bir Osmanlı mimarisi örneği yapımız var, onun restorasyonu tamamlayarak Semt Merkezi olarak hayata geçireceğiz. Basmane'ye yakın Alanyalı Konağı var, onun restorasyonu da devam ediyor.

Karataş'ta bir yeri restore ettik ve İzmir'in yetiştirdiği önemli öykü yazarların ve sinemacı, senaryo yazarı Tarık Dursun Kakınç adına bir anı evi, yazar evi açtık. İzmir'in tek anı ve yazar evi. Yazarlar, çevirmenler, sanatçılar gelip kalıyorlar. Eserlerini yazıyorlar, çocuklarımızla atölyeler yapıyorlar.

Sağlıklı yaş alabilmek önemli, sağlıklı yaş alabilmek için önce sağlıklı bir vücuda sahip olmanız gerekir. Bu yüzden tüm vatandaşlarımıza spor yapma imkânı yaratmaya çalışıyoruz. Vatandaşlarımızın kişisel gelişimleri, sağlıklı yaşamaları, kentte mutlu yaşamaları için her türlü hizmeti sunuyoruz. Amacımız vatandaşımızın kenti geliştirebilmek için önce kendini geliştirmeleri. Bizim işimiz insanla, insanın mutluluğu ve sağlığıdır. Tabi ki de bizler de asfalt döküyoruz, park yapıyoruz, kaldırım taşı yeniliyoruz, alt yapı ile ilgileniyoruz. Bunlar bizim yasalarla belirlenmiş görevlerimizdir. Bizim işimiz sadece yasal olan sorumluluklarımız değildir. Hizmetimiz, insan için olmalıdır ve insana değer katmaktır.

En çok keyif aldığınız hizmetiniz semt merkezleri midir?

Evet, semt merkezlerimizin sayısını çoğaltmaktan çok keyif alıyorum. Semt merkezlerimizde kadınlarımızın hobi kursları, meslek edindirme kurslarımız var. Çocuklu kadınlarımız için anne-çocuk beraber katılabilecekleri projelerimiz oluyor. Kadınlarımıza ve çocuklarımıza özel kişisel gelişim eğitimlerimiz buralarda gerçekleşiyor. Semt Merkezleri ve diğer sosyal merkezlerimizle herkesin hayatına dokunuyoruz ve bunlardan çok keyif alıyorum.

İzmir'de dikkatimizi çeken bir şey var, sanki insanlar burada dinleniyor. Çalışıyorlar, ama bunu çalışmak için yapmıyorlar. Sanki bundan keyif alıyorlar gibi... Sizce de öyle mi?

Aynen öyle, İzmir'in de farkı budur zaten. Burada insanlar çalışma stresi altında çalışmazlar, sevdikleri şekilde çalışırlar ve işlerinden keyif alırlar. İzmir'le ilgili pek çok şey de söylenir bu yüzden. Ama sadece çalışmak üzerinden hayat kurgulanmaz ve İzmir'de hayat sadece çalışmak üzerine kurulmamıştır.
İnsanların tatil olanaklarını ne kadar arttırırsanız, kendilerini geliştirmek için onlara ne kadar zaman tanırsanız, çalışma verimleri de o kadar artar. İç huzuru olmayan birisi, 8 saat çalışsa da 12 saat çalışsa da üretemez. Öncelikli olan insanın iç huzuru ve kişisel gelişimidir. Bu yüzden deliler gibi çalışmak değil, insan gibi çalışmak vardır İzmir'de.

Konak'ın geçim kaynağı nedir?

Konak, önü deniz etrafı diğer ilçelerle çevrili, 24 kilometrekare alanıyla İzmir'in en küçük ama nüfus bakımından en kalabalık ilçesidir. Nüfusu sorduğunuz zamanda bahsettiğim gibi esnafımız fazla. Tarihi çarşılarımız var, sanayi sitemiz var, buralarda çalışan ciddi bir nüfusumuz var. Ticaret, esnaflık birincil geçim kaynağımız. Bir de Alsancak'ta eğlence merkezlerimiz var, İzmir'in en yoğun otelleri de Konak'ta yer alıyor. Bunları da hizmet sektörü olarak geçim kaynaklarımız arasında sayabiliriz.

Sohbetimiz boyunca şunu fark ettim Konak, hem demografik olarak geçmişine bağlı kalmış hem de ekonomik olarak. Konak geçmişini kaybetmemiş bir şehir diyebilir miyiz?

Diyebiliriz ve diyebilmek için çalışıyoruz zaten. Konak geçmişini kaybetmesin diye mücadele veriyoruz.Kentler kimlikleriyle yaşar. Her kentin kendi kimliği ve ruhu vardır. Kentin kimliğinin şehirde yaşayan insanları sarıp sarmalaması ve hakim olması önemlidir. Bunun yaşanması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara devredilmesi önemlidir. Bu kimliğin kaybedilmemesi için ciddi şekilde mücadele ediyoruz. Mutluluğun ve gönül zenginliğinin kaybedilmemesi için çalışıyoruz.

Konak'ın en büyük ihtiyacı nedir?

Konak'taki tarih projesine hükümetimizin bütçe ayırması gerekiyor. Bu tarihin ortaya çıkması gerekiyor. Eğer biz bu tarihi ortaya çıkartırsak, kentin çehresi değişecek. Şu an tescilli eserlere dokunamıyoruz. Projelendirmesi pahalı, uygulaması pahalı ama bunların korunması için çevresine demirler çekilmiş ve öylece duruyor. Kentin görüntüsünü olumsuz yönde etkilemesi bir yana, bina zamanla çöküntü ve yıkıntılarını arttırıyor. Bu sefer de perdeler arkasında kalan o kıymetli değerlerimiz sürekli tehlike arz eden yerlere dönüşüyor ve gayrimeşru işlerin yapılması için avantajlı bir mekan haline geliyor. Bu sebeplerden dolayı en büyük ihtiyacımız tarihsel zenginliğimizi ortaya çıkartabilecek bütçe. Tarihimizi ayağa kaldırırsak, turizmimizi canlandırırız ve ülke ekonomimize yeni bir kaynak eklemiş oluruz.

İlk kez Konak'a gelen birisi nereyi gezmeli ve ne yemelidir?

İzmir denince aklınıza gelen her şey; Konak Meydanı, Saat Kulesi, Kordon, Kadifekale, Tarihi Asansör, Kemeraltı Çarşısı hepsi Konak'tadır.
Alsancak'ta kordona oturup, gün batımını seyretmenin keyfi hiçbir yerde yoktur. Hatta Kemeraltı'nı gezerek bitiremezsiniz. Basmahane bölgemizdeki tarihi konaklar, Antik Agora sokakları görmeniz gereken yerlerdir.
Mutfak konusuna gelirsek; İzmir 1492'de engizisyondan kaçan Sefarad Yahudilerine ev sahipliği yapmış bir şehir. Bu yüzden geniş bir Sefarad mutfağı var, boyoz onlardan gelen bir yiyecektir mesela. Ayrıca haşlanmış yumurta vardır ki bildiğinizi haşlamış yumurtadan farklı. Yumurtayı kabuğuyla fırında pişirirsiniz ve boyozla beraber yersiniz, bu da sadece İzmir'de yenir. Sübye vardır, kavun çekirdeğinden yapılan bir içecektir. Konak'tan başka yerde bulamazsınız Sübye'yi de.

Tabi bir de Ege mutfağı ve zeytinyağlılar... Burada enginarın her türlü pişirilmiş şeklini bulursunuz, tatlısından etli yemeğine kadar. ‘Bunları nerelerde yiyebiliriz?' derseniz; Kemeraltı, Alsancak her lokantada bu lezzetleri deneyebilirsiniz.

Konak'tan evimize dönerken ne alabiliriz?

Boyoz alabilirsiniz. Başka yerde bulamazsınız çünkü.


Başkanla Özel


Bir annesiniz, bir kızınız var. Hem anne hem de belediye başkanlığı sizleri zorluyor mu?

Kızım evli ve İstanbul'da yaşıyor. Ben kızım doğduğu zaman çalışan bir kadındım ve o büyürken de çalışan bir kadın olarak zorluklarını yaşadım. Şimdi bir eşim, bir ben kaldık ve hem anne olmak hem belediye başkanı olmak, beni zorlamıyor. Bir de İzmir gibi bir şehirde belediye başkanlığı yapıyorum. Kadın olmanın zor olduğu bir şehir değiliz.

Kadın belediye başkanı olarak bizim bir görevimiz de kadınların da belediye başkanı olabileceğini, olması gerektiğini göstermek. Kadın, erkek toplumda bir arada yaşıyoruz, sorunları bir arada yaşıyoruz o zaman çözümleri de birlikte üretmeliyiz. Kararları birlikte almalıyız. Bunu göstermek ve yaşamı paylaşmak zorundayız. Bu algıları değiştirmek, bu bilinci oluşturmak bizim görevimiz. Yapılabileceğini göstermemiz gerekiyor.

Türkiye'de kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1934'de kazandı. Oysa 1930 yılında kadınlara belediye meclis üyeliğine seçilebilirlik hakkını kazanıyorlar. Kadınlar önce belediye başkanı olma hakkını kazınmışlar ve bugüne kadar Türkiye'de 130 bin belediye başkanı seçilmiştir. Sizce bunların kaçı kadın? 130 bin başkandan 119'u kadın. Kadınlar siyaset dendiği zaman kendini geri çekiyor. Kadın ve siyaset sözcükleri akla kadın vekilliği getiriyor ve bu tartışılıyor. Oysa belediye meclis üyeliği, belediye başkanlığı var. Kadınların burada da rol alması gerekiyor. İşte burada önce kadınlara bunu kabul ettirmemiz lazım.

Ayrıca kadınlar olarak bir huyumuz var, her türlü sorumluluğu üstümüze alıyoruz. Evin sorumluluğu, çocuğun sorumluluğu, mutfağın sorumluluğu... Bunu değiştirmeliyiz. Hayatı paylaşıyorsak, sorumlulukları da paylaşmalıyız. Çocuklar, babalarında çocukları ve dolayısıyla onlarda en iyisini bilir. Bu yüzden onlara da sorumluluk vermeliyiz.

Fırsat bulduğunuz zaman yapmaktan hoşlandığınız şeyler nedir?

Kitap okumayı severim. Tarih kitapları okumayı severim. Bilim kurgu, casus romanları severim.

Hobiniz var mı?

Yüzmeydi ama bu ara hiç yüzemiyorum.

Hukukçusunuz ve belediye başkanlığı da adil olmayı, hassas davranmayı gerektiren bir makam. Sizce mesleğinizin başkanlığınızda sizlere katkısı oldu mu?

Hukukun temeli adalettir zaten. Başkanlığım süresince hassasiyetim bu temelle eğitilmiş olmamızdan geliyor olabilir. Yargının temeli de adaleti gerçekleştirmektir. Dolayısıyla adaletin olmadığı hiçbir toplum yaşayamaz. Bu yüzden de adaletli ve hakkaniyetli bir toplum düzeni oluşturmak zorundasınız. Bir yandan da insanların vicdan sahibi olmasını sağlamanız gerekiyor. Bence okumakla bağımın güçlü olması da hukuk kökenli olmamla ilgili. Çünkü belediyede bir konuda yargı kararı geliyor, hemen okuyorum. Bir mevzuatla ilgili soru soruluyor, hemen açıp okuyorum. Bazen belediye başkanı gibi değil, hukuk müşaviri gibi davranıyorum.

Giymeyi en çok sevdiğiniz renk nedir?

Renkleri severim, en çok sevdiğim diye bir ayrım yapmıyorum. Kırmızıları da giyiyorum, mavileri de giyiyorum, fuşyaları da giyiyorum. Hepsini seviyorum ve giyiyorum.

"Gezmek" desek ne derdiniz?

Gezmeyi severim de bu ara hiç vaktim olmuyor. Sonuçta kamusal bir görev içerisindeyim, ilk dönemim, Konak'ın ilk kadın başkanıyım ve Türkiye siyasetinin yoğun olduğu bir dönem oldu. Böyle de olunca kendime çok az zaman ayırabildim.

Hayat felsefenizi yansıtan bir söz var mı?

Söz değil de, çok fazla okuyorum ve Murathan Mungan okurken kendime daha yakın hissediyorum. Hayal kurabiliyorum, kapılıp gidebiliyorum.

Yeniliklerden haberdar olabilmek için mail adresinizi giriniz.